HER ŞEY GİBİ DEĞİŞİYORUZ
Çocukluk yıllarımın Van’ın bir köyünde geçtiğini daha önce paylaşmıştım. Daha oldukça
genç bir yaşta o köyden ve ailemden ayrılarak şehir şehir gezmeye, çalışmaya ve kendi
yolumu çizmeye başladım.
Her attığım adımda ben artık bambaşka bir insan olmaya doğru yol alıyordum. Biliyorum ki
değişim doğanın olduğu gibi insanın da önemli bir parçası. Ama daha korunaklı hayatlar
yaşayan insanlardan çok daha fazla bu değişime maruz kaldığım bir gerçek. Ve neyse ki öyle olmuş.

Dünyaya geldiğimizde yaşadığımız ülkenin, şehrin coğrafi koşullarına ayak uydurarak
gelişiyoruz. Ailemizin, çevremizdeki toplumun değerlerine göre şekilleniyor değerlerimiz.
Çoğu zaman sorgulamıyoruz. Sorgulayacak kadar cesur olmamız da yine aynı değerlerin
verdiği özgürlüğün bir sonucu oluyor zaten. Bu çevresel etmenlerden etkilenmeden, kendi
yolunu çizen, bambaşka bir insan olmak ise benim büyüdüğüm topraklar için nerdeyse
imkansızdı işte.

Neyse ki söz konusu kendini var etmek, değişmek, dönüşmek olduğunda aslında imkansız
diye bir şey de yoktu. Yani içinizden bir ses sizi sürekli huzursuz eder, bulunduğunuz yere ait
değilseniz. Buna sosyolojik bir açıklama getiremezsiniz belki, kültürel bir başkaldırı içinde de
olmanız gerekmez ya da ekonomik bir özgürleşme hayalinde de olmayabilirsiniz ama işte o
ses sürekli belli belirsiz mırıldanır içinizde. Bir şeyler değişmelidir der. Ne olduğunu
bulamasanız da değişimin gücüne ikna eder o ses sizi ve yola koyulursunuz. İşte ben o sesi
dinledim.

Peki ben hiç çıkmasaydım o köyden, yani sadece fiziki olarak değil ruhsal ve düşünsel olarak
da çıkmasaydım nasıl bir Baran olurdum dersiniz… Muhtemelen çocukken düşündüğüm gibi
küpe takan erkeklerin erkekliğinde şüphe ederek bakardım hayata ya da erkeklerin kadınlardan daha önemli,    saygın ve güçlü cinsler olduğunu düşünmeye devam ederdim.
“kadının yeri…” diye başlayan beylik laflar günlük hayatımın rutini haline gelirdi.

Küçükyaşta evlenirdim muhtemelen ve tabii ki yine küçük yaşta biriyle. Bir sürü çocuğum olurdu ve bununla övünürdüm kuşkusuz. Köyde bir dükkan açmak olurdu belki de tek hayalim ve bunu
yaptığımda tüm hedefime ulaşmış olurdum. Hayatım boyunca okuduğum şeyler dükkanıma
gelen günlük gazetelerin ilk birkaç sayfasından daha fazlası olmazdı belki de. O köyde
doğmuş orada ölecek olurdum.

Ben yıllar önce o köy yolundan bir bilinmeze doğru yürüyüp gitmeseydim bugün ne Rotasız
Baran ne Sanat Evim ne Tırtılım ne Rota ne dostlarım, kitaplarım, kahve tutkum, doğa
aşkım… ne de bugün karşınızdaki ben olurdu.
Bundan yıllar sonra dünyayı gezmiş bir adam olarak yine değişim üzerine sohbet ettiğimizde
bambaşka bir insan çıkacak karşınıza. Ama hep ileriye doğru yol almış. Değişmiş ama gelişmiş de.