Sizleri çok sevdiğim gezgin dostum Gökhan ile tanıştırmak istiyorum. İki yıldır yollarda olan bu dostumun yol hikâyesini sizlerle paylaşmak istiyorum. Kendisine tekbsinaolur ismi ile de sosyal medyadan takip edebilirsiniz.

Baran: Gökhan’cığım seni gezgin yapan şey ne oldu? Bizimle sürecini paylaşır mısın?
Gökhan: Aslında ben kendime gezgin diyemiyorum. Doğada olmayı seviyorum sadece. İki yıldır düzenli olarak yollardayım ama asıl istediğim sürekli yolda olmak. Bunun önündeki tek engel de yine kendim. Ama bu hayalimi de gerçekleştireceğimi biliyorum.
Ben doğada olmaktan büyük keyif duyuyorum. Kendimi doğa adamı olarak niteleyemem tabii ki. Yani doğada her türlü yaşam koşuluna ayak uyduracak, doğayla savaşıp yaşam mücadelesi vermek değil kastım. Doğada keyifli zaman geçirmeyi seviyorum ben. Herkesin kendine özgü bir maceracı ruhu vardır, onu heyecanlandıran şeyler vardır. İşte doğa olmak da benim heyecanlı maceram.

Baran: Neden ‘Tek Başına Olur’ ?
Gökhan: Çünkü tek başına olmayı seviyorum. Birileriyle doğada olmak, vakit geçirmek, kamp yapmak da güzel elbette ve ben de sıklıkla yapıyorum. Ancak bunlar bana şehirde yaptığımız arkadaş buluşmaları etkinlikleri gibi eliyor. Ancak yalnız olmak bambaşka bir heyecan ve zevk veriyor bana.
İlk başta kafa dinlemek için tek başıma çıktığım yolculuklar giderek felsefi bir anlam buldu içimde. Bunu insanın kendisiyle hesaplaşması için bir fırsat olarak gördüm. Doğada, şehirdeki gibi bir yoğunluk yok. Oturup sessizliği dinliyorsun, sakince yaşıyorsun. Kendini dinliyorsun ve hafızana sığınıyorsun. Ve böylece kendini çözmeye çalışıyorsun. Bu söylediğimim kolay bir şey değil elbette ama ne derece yapabilirsek o derece mutlu insanlar olacağımızı düşünüyorum.

Baran: Doğa ile nasıl ilişki kuruyorsun?
Gökhan: Bence yolda ve doğada olduğunda kimliklerinden sıyrılıyorsun. Doğadaki insanın unvanı ya da bir sıfatı olmaz. Yanında ötürebileceğin iki şey vardır karakterin ve bedenin. İşte doğada bu tek başına kalma, doğayla baş başa kalma halini seviyorum. Şehir hayatında sürekli betona dokunduğumuz için olsa gerek duygularımızı bile hakkıyla yaşayamadığımızı düşünüyorum. Ben doğayla tüm duyularımı sakınmadan, kokmadan yaşayabileceğim bir ilişki kuruyorum.
Ben ilk kampımı Kaz Dağlarında yaptım. Benim için unutulmaz bir deneyimdi. Çimlere oturup derenin ve cırcır böceklerinin sesini dinlerken istemsizce gülümsediğimi fark ettim. Anladım ki siz isteseniz de istemeseniz de doğa içinizdeki huzuru ortaya çıkarır.

Baran: Aklı yollarda olan okurlarımıza önerilerin nelerdir?
Gökhan: Yola çıkın! Kent yaşamında birileriyle sürekli temas halinde olmak içe dönük ortamlara, sohbetlere, yaşamlara mahkûm ediyor bizi. Doğada tek başına olduğumuzda ise hep dışa dönüğüz. Hep sorgulayıcı ve meraklıyız. Üstelik kentte hep aynı kültür, aynı sosyallik içerisinde devinip duruyoruz. Yolda ise çok farklı hayatlarla, kültürlerle karşılaşma şansımız var.
Mesela ben Erzurum’da bir çobanla sadece on beş dakika sohbet ettim. Onun iki cümlesi insanın hayatını değiştirir. Çadırıma gelip kendimle kaldığımda o on beş dakika üzerine düşünme fırsatım oldu ve gerçekten çok değerli şeyler öğretti.

Baran: Gezerken vazgeçemeyeceğin şey nedir?
Gökhan: Ben gezmek için birçok şeyden vazgeçebilirim. Ama doğanın bana sunduğu iki şeye bağımlısı olduğumu hissediyorum. Biri temiz hava bağımlılığı ki zaten bu bilimsel olarak da var olduğu kanıtlanmış bir bağımlılık. Bir diğeri ise sessizlik bağımlılığı. Daha doğrusu doğanın sesi… Hani insanların uyumadan önce rahatlamak için telefonlarına indirip dinledikleri doğa sesleri var ya, işte onların gerçeğini yaşamak benim bağımlılığım.
Tüm dostlara söylenecek en gerçekçi şey; yola çıkın! Olur herhâlde. Ama bunu yaparken doğayı sevin ve ona iyi davranın ki o da size iyi davransın.