Başka bir sıkça sorulan soru ise tabii ki yol arkadaşım, Rota ile ilgili. Bildiğiniz üzere Rota nevi şahsına münhasır bir kedi. Ben rotasız yolculuğuma başlamadan önce aklımda bir yol arkadaşı edinmek vardı zaten. çevremdeki herkes  bu arkadaşın bir köpek olması gerektiği konusunda beni ikna etmeye çalışıyordu. bana da mantıksız gelmiyordu insanların sadık dostları diye bilinen bir arkadaş edinmek. Ama Rota’yı gördüğüm anda tüm fikrim değişti. Ondan öyle bir enerji aldım ki o zamana kadar bir kedinin uzun yolculuğa çıkabileceği fikrini bile düşünmemiştir. Tıpkı bir insan gibi gördüm onu ben. Bakışları, duruşu, yürüyüşü… her şeyi ile aradığım arkadaş bu dedirtti.


Tabi en büyük sorun benim hislerimden çok gerçekte kedilerin davranış özelliklerinde yatıyordu. Onlar köpekler kadar iyi eğitilemezlerdi, doğaları gereği daha vahşi hayvanalardı. Evinde kedi besleyen herkes bilir ki onlar başına buyruk hayvanlardır. Her ne kadar birçok kişi bana kedilerin eğitimin mümkün olmadığını söylese de aslında onlar da belirli bir oranda eğitilebiliyorlarmış.


Kediler, köpekler kadar sosyal yaratıklar değillerdir. Köpekler evcilleşme süreçlerinde hep insanlar ile birlikte bulundukları ve avcılık, savunma gibi amaçlar ile kullanıldıkları için insanlara daha alışıklar. Fakat kediler, yalnız avcılardır. Kediler bizleri sahipleri gibi görmezler. Onlarla birlikte yaşayan canlılarız sadece. Hele Rota gibi özgürlüğüne düşkün ve dünyayı gezme iddiasında olan bir kedi söz konusu ise ona “sahip” olmak imkansızdır.


Ben de ilk zamanlarda tedirgindim. Tam olarak evcilleşemeyecek olan bir yol arkadaşıyla doğada gezinmek, kentler dolaşmak, araç içinde yol almak… dışarı çıkardığımda acaba kaçıp gider mi diye hep aklımda bir soru vardı. Önce Sanat Evim de vakit geçirmeye başladık birlikte ve böylece kalabalık insan gruplarının ona zarar vermeyeceğini gördü, kısa sürede alıştı ve tüm kafenin ilgisini üzerine çekmeyi başardı. Gezi pratiğimize de birkaç günlük kamplar yaparak başladık. Arabanın sesine alıştı, içinde kendine yerler buldu. Her seferinde çadırdan biraz daha uzağa gidebildi ama hep göz önünde oldu Yoldaş Rota.


Hatta bir seferinde kampta pişen yemek kokusuna gelen bir köpeğe korku salarak onu alandan uzaklaştırdığına şahit oldum. Bunu sadık olduğu sahibini korur gibi yapmamıştı üstelik. Kendisi bana sahipmiş de benden sorumluymuş ve o yüzden korumuş edasıyla sergilemişti bu kahramanlığı. Eve ilk getirdiğimde kafesinden ürkek adımlarla çıkıp etrafa çekinerek bakan masum Rota, sadece birkaç ayda cevval bir koruma kedisine dönüşmüştü. Tıpkı gezginlerin ruhunda var olan cesaret onda da görünmeye başlamıştı işte.


Nihayet karavanımızla uzun seyahatlere çıktığımızda Rota kendisinden hiç şüphe duyamayacağım, gözüm arkada kalmayacak şekilde beni ve karavanımız Tırtıl’ı benimsemiş durumdaydı. Öyle ki; bazı geceler uzun süre yok olur ortadan. Etrafı keşfi bitip de geldiğinde karavanın üzerine atlar. Bu “kapıyı aç baran” demektir ki o sese uyanmamak imkansız zaten. Yani kapıyı yumruklasa ancak bu kadar etkili olur. Açarım kapıyı ve gelip kıvrılır yanına uyuruz. Kapıyı tekrar açmam için ise kapının yanına gidip durması yeterli bir işarettir zaten.


Bu zamana kadar ne doğada ne de şehirde Rota ile ilgili bir sorun yaşamadım. Evet şehirde doğada olduğu kadar rahat değil. Karavandan çok ayrılmıyor ama yine de keyfi yerinde görünüyor. Birlikte yol aldıkça; o, gezgin Rotam ve ben de onun gezgin Rotasız Barazn’ı olmaya devam edeceğiz, keyifle.